Osmanlı'nın Çöküşünden Cumhuriyet'in Kuruluşuna Uzanan Bir Yaşam Öyküsü: Bir Türk Ailesinin Öyküsü

Bir Türk Ailesinin Öyküsü bizim öz ekiple okuduğumuz; onlar sayesinde haberdar olduğum ve okuduktan sonra yüzlerce kez iyi ki dediğim bir kitaptı. Hem bir an evvel bitirmek için sabırsızlandığım hem de hiç bitmesin istediğim kitabın sonunda ise birkaç dakika duvarları izledim... Özellikle yaşanmış gerçek bir hikayeyi, İrfan Orga'nın kendi kaleminden okumak, bu anı kitabıyla tüm o yaşananlara şahit olmak gerçekten çok etkileyiciydi. En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, 2026 enlerine aday oldu bu kitap benim için🥺🤍

Son derece varlıklı bir ailenin çocuğu olan İrfan Orga ile çıkıyoruz bu yolculuğa. Ardından herkesin korktuğu şey olur ve I. Dünya Savaşı tüm gerçekliğiyle kendini gösterir. Yoksulluk, gıdaya erişimin neredeyse imkansız hale gelmesi ve erkeklerin savaşa çağrılması... Alınan askerler arasında İrfan Orga'nın babası da vardır ki ailenin kırılma noktası da biraz burada başlıyor. Sonraki zamanlarda şehitlik haberi gelse de rağmen Şevkiye hanım, umudunu kaybetmemeye çalışarak bir umut kcoasının akıbetini araştırmaya koyuluyor ve her seferinde de ölüm haberiyle yüzleşiyor. Ki babasının bir çatışma esnasında değil de yola devam edemediği için yolda kalarak hayatını kaybetmesi de ayrı bir trajedi elbette. Tüm bu imkansızlık ve olumsuzlukların içine bir de Muazzez adında bir bebek eklenir aileye. İrfan bir kez daha abi olur. Ancak şartlar o kadar acımasızca ilerler ki aile her geçen gün yara almaya devam eder. Bu süreçte hastalıklar da ailenin peşini bırakmaz. Demem o ki savaşın o acımasız ve soğuk yüzünü iliklerine kadar hissediyorsunuz bu kitapta.

Kitabın sonunda yer alan sonsöz, İrfan Orga'nın oğlu Ateş Orga'ya ait. Bu nedenle kitapta eksik kalan, acaba dedirten noktaların bir kısmına da birinci ağızdan cevap bulunabiliyor. En etkileyici kısım ise albüm kısmıydı. Okuduğunuz olayları yaşayan o kişileri fotoğraflarda görmek bambaşka bir duyguydu. Herhalde İrfan Orga'nın ve Şevkiye hanımın bu dünyadan ayrılmalarını da hiç unutmayacağım... Bir nebze olsun hikayeleri güzelleşsin çok isterdim... Her neyse, fanı gönülden tavsiye ederim arkadaşlar, mutlaka okuyun🤍

Bilinmeyen Numara: Zorbalığın Görünmeyen Yüzü

Son zamanlarda tavsiye üzerine belgesel izlemeye başladım ve sanıyorum ikinci belgeselimdeyken söyleyebilirim ki gerçekten iyi yapımlara denk geliyorum. Bir tanesi Oscar adayı (belgesel yazıma buradan ulaşabilirsiniz), bir diğeri ise gerçekten akıl sınırlarını zorlayan bir yapım. Belgesel gerçek kişilerle yapılmış röportajlarla birleştirilmiş ve oldukça başarılı bir iş ortaya çıktığını söyleyebilirim. Ancak izlemesi ve hazmetmesi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Öyle ki lisede okuyan genç bir kız, bir anda bilinmeyen bir numaradan tehditkar mesajlar almaya başlıyor. Bu mesajlar zaman geçtikçe hem içerik bakımından çok daha acımasız bir hal alıyor hem de çok sıklaşmaya başlıyor. Özellikle erkek arkadaşı üzerinden çok ciddi müstehcen mesajlara maruz kalan genç kız, aynı zamanda bedeni üzerinden de büyük bir aşağılamaya maruz kalıyor. Hatta öyle ki maalesef bu mesajlar, genç kızın kendini öldürmesine dair getirilen önerilerle devame diyor. Polis ekipleri aileyi, okuldaki öğrencileri ve okul yönetimini sorgulayarak başlıyor işe. Bu süreçleri kendi ağızlarından da belgeselde dinleme fırsatınız oluyor. Genç bir liseli kız söz konusu olunca bu düşmanlığı ona yapabilecek kişiler sosyal hayatından veya okul arkadaşlarından diye düşünüyor herkes ve araştırmalar burada yoğunlaşıyor. Ancak arka planda polis ekiplerinin yapmış olduğu detaylı incelemeler çok daha farklı bir noktaya işaret ediyordu... Evet. Elbette kim olduğunu buradan belirtmek istemiyorum ancak gerçekten uzun çaplı bir akıl tutulması yarattığını söyleyebilirim.

Daha da ilginç olan durum ise şu; kendisine bu mesajları atan kişinin kimliğini öğrenen genç kız, bu duruma akıl almaz derecede tepkisiz kalıyor. Hala o kişiyi çok sevmeye, o kişinin hayatında kalmasını istemeye devam ediyor. Böyle söyleyince erkek arkadaşı gibi düşündürüyor ancak ne yazık ki değil. Ne yazık ki diyorum çünkü bence en olmaması gereken kişi çıktı ne yazık ki mesajların sahibi. Bu mesajları attığı için bir süre ceza alan ve birtakım yaptırımlara maruz kalan şahıs, bu süreç içerisinde kendi hür iradesiyle genç kızla görüşmeye devam ediyor. Öyle ki belgeselin sonunda kız o kişiye kavuşmak istediğinden, bu anı iple çektiğinden bahsediyor. Bu bir tür zihin yıkama, baskılama ya da başka bir şey mi bilmiyorum ancak gerçekten izlerken ''bu gerçek olamaz!'' diyor ve kurgu olmasını umuyorsunuz ancak değil. Fazlasıyla gerçek... Bence alışılmışın kesinlikle dışında bir belgeseldi. Eğer farklı ve hiç beklenmedik bir sona sahip bir suç belgeseli izlemek isterseniz, Bilinmeyen Numara kesinlikle seçenekler arasında yer almalı!


 Kaynak 

Görsel-1 link: https://www.justwatch.com/tr/film/unknown-number-the-high-school-catfish

Komşuluk Algısını Değiştiren O Belgesel!: Mükemmel Komşu

Tavsiye üzerine bu ara Netflix'te yayımlanan belgeselleri izlemeye başladım. Polislerin göğüs kameralarının ve sorgu odası görüntülerinin birleştirilerek hazırlandığı belgesellerden biri de Mükemmel Komşu, özellikle Oscar adayı oluşuyla da son derece dikkat çekiyor. 

Son derece takıntılı, çocuklara tahammül edemeyen ve garip davranışlar sergilemesiyle öne çıkan bir komşunun sürekli olarak polisi çağırarak şikayetçi olması üzerine başlıyor tüm olay. Klasik bir mahalle anlaşmazlığı olarak görülen bu olay, bu bakış açısı dolayısıyla çok acı bir sonla sonuçlanıyor ne yazık ki. Belgeselin ilerleyen zamanlarında ruhsatlı olup olmadığı bilinmemesine rağmen mahalle sakinleri kadının silahı olduğunu ve bunu çocuklara gösterdiğini belirtiyor. Ancak bu görüşme de aynı şekilde iki tarafın uyarılarak son bulduğu bir şikayetten öteye gitmiyor. Ancak gelen son çağrı, gerçekten son çağrı oluyor çünkü artık bu atışma çok acı, cani ve ırkçı bir şekilde son buluyor. Çocuğunun tabletini alması üzerine kadının kapısına giden Ajike Owens, gittiği o kapının ardından ateşlenen bir silahla göğsünden vurularak hayatını kaybediyor. Çocuklarının gözü önünde vurulan Ajike'nin ardından polis departmanına yapılan çağrıların ardından olay yerine intikal eden ekipler, sürecin takipçisi olmaya başlıyor. Ne kadar da hızlı bir hamle, değil mi? :) 

Zanlının Ajike'nin kapıyı yumruklaması ve kendisini öldürmekle tehdit etmesi sebebiyle korktuğunu, ardından ekipleri aradığını ve bu duruma daha fazla dayanamadığı için de kapının ardından silahı ateşlediğine dair verdiği ifade ise kan dondurucu. Yapılan araştırmalar sonucunda komşunun polisi kadını vurduktan sonra aradığı ortaya çıkıyor. Daha acısı ise son derece soğuk kanlı olan komşu, bu süreci zamanında tacize uğraması gibi gerekçelere bağlayarak durumu korkuya bağlamaya çalışıyor. Bu noktada üzülüp, bir hiç uğruna hayatını kaybeden bir kadına üzülürken ardından kadının internetten nefsi müdafaa araştırmaları yaptığı ortaya çıkıyor. Bu durum ise son yıllarda siyahi vatandaşların ırkçılık sebebiyle öldürülmesinin ardından artış gösteren nefsi müdafaa savunmasına dikkat çekiyor. Bu konuda oldukça endişelendim çünkü Amerika bu konuda gerçekten insanlık açısından sınıfta kalan ülkelerin başında geliyor ne yazık ki. Ten renginin böylesine belirleyici ve ayrıştırıcı rol oynuyor olması gerçekten akıl tutulması! Ancak ne yazık ki doğru... 

Davanın sonucuna gelecek olursak...
Komşu önce ifadesi alınarak serbest bırakılıyor. Bu duruma karşı tepki gösteren aile ve mahalleli, durumun sıkı takipçisi olacağını bildiriyor. Burada yürekleri dağlayan iki nokta vardı, birincisi AJ'in annesinin kızı için verdiği o yürek burkan adalet arayışı... Diğeri de küçük çocukların annelerinin ölümüne karşı kendilerini suçlamaları... Oysa ruhsal açıdan son derece hastalıklı olan bir kadının uzun bir süreye yayılan takıntılı agresifliğinin kontrolden çıkmasından başka bir şey değil olay. Ne acıdır ki bir yıldan uzun süren bu durumda bir yıl önlem alınması için oldukça makul bir süre. Ancak ne yazık ki bu durum, ekiplerin iki tarafı kendilerince sakinleştirerek olay yerinden ayrılmasından öteye gidemiyor. Ancak yüreklerdeki bu acıyı kısmen yatıştıracak haber şu ki, herhangi bir indirim olmaksızın 25 yıl hapis cezası alıyor komşu. Bu konuda basında birçok bilgi mevcut, ailenin bu acının içerisinde verdikleri adalet mücadelesi gerçekten 2026 yılında hala yaşanıyor olması inanılır gibi değil. Mahkeme salonunda kararı bekleyen ailenin aklındaki soru; AJ'in haklı olduğuna inanılacak mı? olması gerekirken, ''ten rengimiz, adaleti bulmamıza engel olacak mı?'' idi. Bu utanç, tüm dünyaya yeter diye düşünüyorum. Şahsen kesinlikle tavsiye edeceğim, çok önemli bir belgesel olduğunu söyleyebilirim, dilerim böylesine acımasız ve canice bir olayın yapımı Oscar alarak Ajike'nin ismini ölümsüzleştirebilir... 

Kaynak

Görsel-1 link: https://www.beyazperde.com/filmler/film-1000017068/fotolar/detay/?cmediafile=9001936132

Sistem Köleliğine Başkaldırı: Ölü Ozanlar Derneği

Çok uzun zamandır okumak istediğim ancak bir türlü sırayı kendisine getiremediğim Ölü Ozanlar Derneği'nin filmini izledim, aslında filmi yapılmış kitapların önce kitabını okumayı tercih eder, filmini asla öncesinde izlemezdim. Ancak hem merak ettiğim hem de yakın zamanda okuyacaklarım arasında yer alamayınca izleyeyim dedim ve arkadaşımla birlikte harika bir film gecesi yapıverdik!💛

Katı kurallarla yönetilen; disiplin ve geleneklerin ön planda tutulduğu Welton Academy, öğrencilerden kurallara bağlılık, disiplin ve itaat beklemektedir. Ancak okulda göreve başlayan edebiyat hocası John Keating, dersin ilk gününde öğrencilerden kitabın bazı sayfalarını yırtmalarını isteyerek alışılmışın çok dışında bir giriş yapıyor. Burada verilen mesaja dikkat çekmek istiyorum; orada bir kitabı veya eğitim sistemini değil; eğitim sisteminin kalıplaştırdığı, bakış açısını daralttığı o pencereyi yıkmak istiyor. Özellikle Carpe Diem (anı yaşa) vurgusundan hareketle ilerleyen film, Keating'in Welton tarafından hoş karşılanmaması ile devam etmektedir. Ancak Keating ısrarla düşünen, sorgulayan, merak eden ve kendi sesini bulmayı başaran bireyler yetiştirmek istemektedir. 

Filmler genelde zorluklar ve ardından zorlukların aşılması şeklinde geliştiğinden midir bilmiyorum ama bir şekilde Keating'in bu duvarları kırabileceğine çok inanmıştım. Ancak filmin sonu hem beklediğimin çok dışında hem de umduğum gibi bitti diyebilirim. Biraz nereden bakıldığına bağlı olarak değişir sanırım bu durum. Fakat son sahnede öğrencilerin bir anda bir başkaldırı yaparak hocalarına kalıpların dışında bir vedada bulunuyorlar, ki bu kısım oldukça etkileyiciydi. Keating hem kendi öğretme yöntemlerinden sistemin dayatmaları için vazgeçmemiş, hem de sonunda öğrencilerin kendi kalıplarını kırdırmayı başardığını görmektedir. Ancak baskının, gelenekselliğin, düşünen ve sorgulayan bireyler yetiştirmenin korkusuyla yanıp kavrulan Welton Academy, ne yazık ki Keating ile yollarını ayırmaktadır. Filmin sonunda Keating'in gençlere gülümseyerek attığı o son bakış ''bu iş tamam!'' bakışı gibi hissettirdi. 

Bir diğer nokta ise; sorgulamanın birçok kapıyı aralayabildiğine dair yapılan vurguydu. Öyle ki, öğrencilerden biri hayata olan bakışı ve gelecekten beklentisini sorgulamaya başladığında geleneksel aile yapısına ters ancak kendi tatminini tam anlamıyla sağlayan tiyatroculuktan ilerlemek istiyor. Şiddetle karşı çıkan ve kendisini askeri okula göndermekle tehdit eden aile o gece çok acı bir manzarayla karşılaşmaktadır. Burada yaşanan intihar sahnesi, yolunu kaybetmenin etkileyici bir şekilde dramatize edildiği bir sahneydi. Ve ne acıdır ki Keating karakterine hayat veren oyuncu Robin Williams da aynı şekilde intihar ederek hayatına son vermiştir... 

Hem sistemin eleştirisi, hem gençlerin zihin pencereleri, hem eğitimin dayattığı tek tip insan mantığını eleştiren, izlemesi keyifli ancak oldukça da düşündürücü ve hüzünlendiren bir film izlemek isterseniz kesinlikle bu film o film olabilir!


Kaynak 

Görsel-1 link: https://www.beyazperde.com/filmler/film-5280/fotolar/detay/?cmediafile=9001677628

Görsel-2 link: https://www.beyazperde.com/filmler/film-5280/fotolar/detay/?cmediafile=18462092

Görsel-3 link: https://www.beyazperde.com/filmler/film-5280/fotolar/detay/?cmediafile=21089180

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

copyright © liskablog.