Yüksekliğe meydan okuyan film: Fall


Yükseklik korkusu olan, 2. kattan daha yüksek yerlerden bakmakta son derece zorlanan ben için izlemesi oldukça stresli ve heyecan verici olmakla birlikte fazlasıyla da sürükleyiciydi. Filmin ilk dakikalarında Jeffrey Dean Morgan'ı görmenin heyecanını ise tarif etmek çok zor. Kendisini The Walking Dead dizisinde Negan karakteriyle tanıyorum ve o zamandan beri büyük bir hayranıyım. Filmlerde ve dizilerde kötü karakterlere kolay kolay hayranlık geliştiremesem de Negan bu tabuları yıkan bir oyuncu olmuştu bende. Ancak Fall filminde o kadar uzun sahneleri olduğunu söylemem. Toplamda 15 dakika ya vardır ya yoktur ama olsun, yine de mutlu etti çünkü kadroyu detaylı incelememiş, dolayısıyla kendisinin olduğundan da haberim yoktu. Yine aynı dizide en sevdiğim karakteri de geçen bir filmde tesadüfen gördüm, onu da daha sonra yazacağım!👀 Bu ara filmler bana koskoca sürprizler yapıyor sanırım...💥😎
Film, kız arkadaşı ve eşiyle gittiği bir dağ tırmanışında eşini kaybetmesi üzerine bir bunalıma girmesini, en yakın arkadaşının ise onu o bunalımdan çekip çıkarmasını sağlamak için bir tırmanışa çağırmasıyla başlıyor. Fakat bu kule, yaklaşık 600 metre uzunluğunda, son derece eski ve çürümeye yüz tutmuş bir televizyon kulesidir. Panik atağının tetiklendiğini hisseden, sürekli eşini kaybettiği o kaza günüyle yüzleşen Becky geri dönmek istese de içinde o eşiği geçerek tırmanmaya devam ediyor. Ulaştıkları kulenin zirvesi ise bir yüzleşmenin ve hesaplaşmanın yeri haline geliyor. 

''Düşünsenize; 600 metre uzunluğunda, iniş merdivenleri parçalanıp yok olarak iniş şansınızı tamamen ortadan kaldırdığı bir anda... En yakın arkadaşınızın eşiniz ölmeden onunla bir ilişkisi olduğunu öğreniyorsunuz. Üstelik eşinizin size hiç seni seviyorum dememiş olmasının altında bu kelime yerine kodlamalı özel şifrelerle sevgisini göstermeyi tercih etmesi değil, en yakın arkadaşınıza aşık olması yatıyor...''

Gitsen, gidilmiyor. Kalsan, kalmak insanı daha çok yakıyor. O psikoloji, biraz daha derinlemesine işlenebilirdi bence, çok uzun bir film olmadığından biraz daha derinlik katılabilirdi diye düşünüyorum. Ancak filmin sonlarına doğru eklenen biri tam biri kısmen olmak üzere ters köşe vardı ve bence oldukça güzeldi. Film, pişmanlık ve sevginin her şeyi aşabileceği mesajını verdi mi ya da bu bölümde bir mesaj verme gayesi güttü mü, ki pek sanmıyorum, bir kez daha bazı şeylerin ne olursa olsun affedilmemesi gerektiğine inandım. Film genel anlamda güzel, yükseklik stresini iyi bir biçimde yansıtmış diyebilirim. Özellikle Becky rolünü oynayan Grace Caroline Currey son derece iyi oynamıştı. 

Bir de şu kısma değinmek istiyorum, sosyal medya ve fenomen olma kavramlarına dair ince mesajları vardı filmin. Özellikle takipçiler uğruna bir insanın neler yapabileceği ve ne kadar sınır tanımayacağı üzerine gerçekçi bir örnek sunduğuna inanıyorum. Hatta son düzlükte takipçilerin imdatlarına yetişebileceği inancının yerle bir olması ile aslında sanal alemin gerçek bir gerçekçilik sunmadığını bir kez daha göstermiş oldu.  


Çok büyük beklentilerle izlenmediği takdirde tatmin edici, stres yaratan bir yanı olduğunu söyleyebilirim. Benim özellikle yükseklik hassasiyetim olmasına rağmen içimin buz kesmesi ve çok fazla gerilmem filmden daha fazla keyif almama sebep oldu. Ama muhtemelen yüksekten hiç korkmayan insanlar için bu film fazla basit kalabilir. Bunun için fragmana göz atıp karar verebilirsiniz ancak ben genel anlamda filmi sevdiğimi söyleyebilirim. Filmin devam filmi de Ağustos ayında vizyona girecekmiş, muhtemelen sinemada böyle bir şeyi izlemek daha keyif verici olur diye düşünüyorum bu nedenle sinemada izlerim. Tavsiye midir, evet! 


                                                              sevgiyle, 

memlekete bahar geldi, kalbimde çiçekler açtı

Şehrime tam olarak bahar geldi diyemem... 

Ancak güneş kendini gösterdi, çiçeklerim kış uykusundan uyandı, dışarıda dallar yeşillendi ve evimin duvarlarına perdelerin gölgesi düştü. Hırka, mont veya trençkot isteyen havalardayız kısacası... Ben kış insanı olsam da bahar havalarını çok seviyorum. Ne bunaltan bir sıcak, ne çok üşüten bir soğuk... Belki saatlerce dışarıda oturulmayacak ama ılık rüzgarın altında usul usul yürünecek o havaların insanıyım biraz da.

Arkadaşımla güzel bir kahvaltı planlaması yaptık, havanın güzelliği de cabası oldu. Mekanın kahvaltı ve lezzet skalasına bayılmakla birlikte, son derece keyifliydi. Günün ortalarına doğru toplantı için birim değiştiren eşim katıldı aramıza, bir çayımızı içti😌Sonrasında ben arkadaşımla ayrılıp başka bir cafeye geçtim, buz gibi bir şeyler sipariş edip, Monte Cristo Kontu'nun ikinci cildini okumaya devam ettim. Bu arada bitmek üzere, aslında 3-4 günde bitirirdim ben, çok vurucu yerlerine geldim çünkü. Fakat biraz yoğun bir hafta olması sebebiyle aksamış oldu. Kitap gerçekten şahane ilerliyor, artık yüzleşmeler, hesaplaşmalar ve eski aşkların gün yüzüne çıktığı o sayfalardayım. Okumayan ve okumak isteyenler için spoiler olmaması adına yüzeysel geçiyorum ancak onca yıl sonra bir kadının aşık olduğu o adamı; hangi kimlik ve hangi kıyafetle, hangi statüyle gelirse gelsin tereddütsüz tanıması... Aşkın çok başka bir mertebesiydi. Eyşancıyız diyen Ezel tayfaya sesleniyorum, gelin bir de aşkı Mercedes'te görün siz!!😁 Neyse, şaka bir yana, Monte Cristo Kontu'nu okumadıysanız mutlaka okuyun. İnsanların ne kadar kötü, ne kadar riyakar, ne kadar düzenbaz olabileceğini 3 kötü karakter üzerinden görebiliyorsunuz. Bunlar pratikte kurgu ancak son derece de gerçek. Monte'nin birinci cildin başlarında Danglars'ın gıyabında ''dost'' diye bahsetmesi, Danglars'ın ise tüm kirli düşüncelere sahip olması kısmını hiç unutmam. Burada sorun aslında karşılıklı aynı duyguları hissetmeme meselesi değil, burada mesele tamamen biraz olsun iyi niyetli olduğunu gösteren Monte'nin bu iyi niyetinin ileride mevki, makam ve para uğruna nasıl harcandığıydı. Öyle de oldu. Neyse, kalan 2 intikamı da büyük bir heyecanla bekliyorum. Buralarda çok uzun bir Monte Cristo yazısı olacağına eminim!😁

salatadan sofrayı kadrajlamak dediniz mi ben✌

Ben yaklaşık 50 sayfa kadar okuduktan sonra eşimin toplantısı bitti. Buluştuk ve gözlükçüye geçtik. Neden? Çünkü ben değişen numaralarım sonrası optik gözlük alıp, cam yaptırdım ama güneş gözlüğünün numaralarının da değişmesi gerektiği kısmını atladım!!😀Dışarı çıkıp, gözlük takmam gerekince fark ettim durumu. Güneş gözlüğümden pek memnun değildim, o nedenle güneş gözlüğü çerçevemi de değiştirdim. Çok da içime sindi, bakalım 1 hafta kadar sürüyormuş gelmesi, bekliyorum.


Oradan çıktıktan sonra yemek yemeye gittik, ben tahmin edileceği üzere salatası çok güzel olan bir yere gittiğimiz için salata yedim, keşke fotoğrafını çekmeyi unutmasaydım. Salata değil, sanat yapıyorlar çünkü resmen. Ve son derece lezzetli... O yüzden iyi yapan bir yer bulursanız, salata harika bir yemek öğünüdür💚diyerek huzurlu ve keyifli geçen bir günün yazısını da sonlandırıyorum. 

Hep çiçek açsın bahçemiz, güneş alsın penceremiz. 
Rüzgar öpsün kalplerimizi, ferahlatsın...💛🔗



sevgiyle, liska

Pazar Eki #2

'' Pazar ekinin 2. yazısına hoşgeldiniz.💗 Güneşli, oldukça sıcak ve insanın ruhunu cıvıl cıvıl yapan pazar gününe yine aynı şekilde dinlendirici, sözleriyle insanı sarıp sarmalayan ve akustiği ile yüzde tebessüm bırakan bir şarkı bırakıyorum. Negatif her şeyden uzak, çokça pozitiflik dilerim! ''

Bahar bize resmen geldi diyebiliriz!
Bundan 2 yıl kadar evvel teras için bol bol sardunya almış, toprakla oynamış, çiçeklerimizi ekmiş, yaşam alanımıza çok güzel renk katmıştık. O yazıyı merak edenler için (ki görseller iç açma garantilidir💃) tıklayabilirsiniz
Bu sene fazlasıyla çiçeğimiz var, o yüzden çok fazla çiçek veya kaktüs almayı düşünmüyorum ancak uzun zamandır bir peygamber kılıcı almak istiyordum ve bingo! Artık ailemize katılmış bir adet peygamber kılıcı bulunmaktadır! ^_^ Havayı temizleme özelliği ve geceleri karbondioksit yerine oksijen veriyor olması sebebiyle kendisi hayatına yatak odasında devam edecek. Baş köşeye yerleştirdik kendilerini! Gündüz perde arkasından oldukça iyi güneş alacağına inandığım peygamber kılıcı, 3 farklı kökten oluşuyor olsa da kendisini ayırmak istemedim köklerine zarar vermemek adına. Formu da oldukça sağlıklı olduğu için mevcut toprağı temizleyip özel olarak hazırladığım toprağa aldım. 

 
'' AMA AMA AMA! ''
Böyle anlattığıma bakmayın, işin en zor kısmı tavşan kulağı kaktüsleriydi. Bakanlar iyi bilir, kendisi kirpinin saksı versiyonu, inanılmaz bir şekilde dikenlerini derinizin altına geçiriyor, temas ettiyseniz geçmiş olsun. Ancak temas etmeyip, hafif rüzgarlı bir havada karşısında durduysanız da geçmiş olsun, dikenleri uçup, gözle görülmeyecek şekilde yapışıyor ve yaklaşık 1/1.5 gün inanılmaz rahatsız ediyor. Cımbız ile çıkarması mümkün ancak bazıları maalesef deri altına girebiliyor. Öyle de belalı!👻 Fakat güzel yanı da bu bence... Çünkü bugün daha büyük saksıya aldığımız tavşan kulağı, yıllar evvel aldığım ilk kaktüstü. 15 TL gibi bir ücrete aldığım minicik bir şeydi. Büyüyeceğine bile ihtimal verdiğim kaktüs yerini öyle sevdi ki, ben daha bakım faslına geçmeden bolca yavruladı, durdu. Yavrularının formu da son derece sağlıklıydı. İnce, kıl görünümlü, şeklen bozuk forma sahip kulaklar genelde sağlıksız oluyor. Bu ya yeterli güneş alamamaktan ya da toprağın kalitesizliğinden olabilir. Dikkat etmek lazım... Bana geldiğinden beri sanıyorum 3. saksısıydı. Bugün itibariyle çok daha büyük bir saksıya almak durumunda kaldım. Kaktüsler çok köklü olmadıklarından fazla büyük saksı tercih etmezler fakat o kadar ağırlaştı ki, mecbur kaldık. Hemen kendini ayağa kaldırmış, az evvel baktım da...👀 İçimdeki o küçük neşeyi, huzuru tarif dahi edemem... 
Tamam çiçekler benim ama tavşan kulağının temas işini benim üstleneceğimi düşünmeniz beni üzebilir!💅
Son olarak elimde yavru iki kalanşo vardı, geçen hafta biraz hasta olunca ilgilenemediğim için küsmüşlerdi sanırım, hemen onları da saksıya aldım. Ve bu ilgisizlikten nasibini alan sümbülümü de saksıya aldım, kurtulur mu, çok emin değilim. Artık deneyeceğiz bakalım...😇
Yansımanın güzelliğine bakar mısınız?

Yapay Zeka taşınması yaşadım!

Uzun zamandır ChatGpt kullanan, uygulamanın ücretli versiyonundan da bolca istifade ettiğim yaklaşık bir yılın sonunda kendisinden taşındım!😁Evet evet, artık DeepSeek kullanıyorum. Benim için yapay zeka ev işlerini daha hızlı planlamakta (hayır, ikizler burcu değilim çok şükür ama gerçekten çok kararsız bir insanım), yemek listesi oluşturmakta ve bazen gündelik sohbet için bile kullanabiliyorum. Kişisel bir şey sormak istediğimde, bir konuda ''acaba?'' dediğimde genelde oralardayım. En yakın arkadaşlarımdan bir tanesiyle bir konuda kararsız kalınca gidip yapay zekalarımıza sorduğumuz da oluyor mesela... Eh, kişi kendine benzeyenlerle beraber oluyor demek ki😅 Bazen evde yapılacak tadilat, değişiklik ve düzen konusunda da çok farklı ve parlak fikirler sunabiliyor. Özellikle elinde kullanılmayan ama atmak da istemediğin eşyaları çok kullanışlı bir şekilde kullanmak konusunda fikir veriyor. Bu nedenle oldukça aktif olarak kullandığımı söyleyebilirim. 
Ancak...
Yapay zekayı kullanmak gibi her şeyin fazlası zarardır. Çok fazla ekran süresine maruz kalmak, çok fazla zararlı içecek ve yiyecekler tüketmek nasıl bir noktadan sonra faydadan ve keyiften ziyade zarara dönüşüyorsa, aynı durum yapay zeka için de geçerli. Bu nedenle doğru kullanıldığı müddetçe teknolojinin imkanlarının kullanılması gerektiğine inanıyorum. 

Bir Koltuk Macerası!
Yaklaşık 1 sene kadar önce bir çalışma masası koltuğu almıştık. Çok beğenerek, sırt ve bel desteklerine dikkat ederek aldığımız ürün, kurduktan sonra hafif öne eğimli oldu. Montelediğimiz yerleri inceledik, delikleri karşılaştırdık derken herhangi bir sorun görünmüyordu ancak iade faslı için de geç kaldık rahat olmadığını anlayana kadar. Geçen günlerde aklıma takıldı, normalde koltuğun kaldırma ve indirme kolu sağda olur, bende solda... Eşime söyledim, öyle monte edildiğinde delikler açıkta kalıyor dedi, ben de taktım ya, ters çevirip bakayım dedim ve bingo! Alt göbeği de söküp aynı şekilde saat yönünde çevirdiğimde, oturma kısmıyla beraber kolun sağda olmasını sağlayabiliyoruz. Söktük, monte ettik derken gerçekten çok rahat, konforlu ve oldukça işlevsel bir koltuğa da aldıktan yaklaşık 1 sene sonra kavuşmuş olduk. Ayrıca yanlış basılmış kurulum tablosuna da saygılar, bizi siz yanılttınız!😅
 

Pazar Eki #1

 Öncelikle çok heyecanlıyım çünkü Pazar Eki taptaze ve ilk yazısıyla karşınızda! Adına haftalık değerlendirme mi dersiniz, her telden biraz mı, karar sizin... Ama Pazar Eki ilk yazısıyla karşınızda!



When Life Gives You Tangerines sınıfta kaldı, God's Favorite Idiots yarışı kazandı!

When Life Gives You Tangerines benim uzun zamandır izlemek istediğim ve çok merak ettiğim bir Kore dizisiydi. Özellikle Kim Seon-ho için izlemek istiyordum. Her ne kadar başrolde olmasa da var olduğu tüm yapımları büyük bir heyecanla takip edip izliyorum. Ancak dizi bana daha ziyade anlamsızca ağlamalarla dolu bir trajikomik dizi gibi hissettirdi. Kim Seon-ho için hala diziyi bırakmamış ve yarılamış olsam da, bir bu kadar daha izlemem gerekiyor ve araya başka bir dizi alıp, bu sıkılganlığı kırmak istedim. 

Ve evet, tek sezondan oluşan, başrolde ise Gilmore Girls ve Kimlik Hırsızı yapımlarından tanıdığımız Melisa McCarthy var. McCarthy'nin gerçekten çok keyifli bir enerjisi olduğunu düşünüyorum. Özellikle Gilmore Girls dizisinde varlığıyla diziye renk kattı. Her ne kadar 20. yıla özel yapımlarında neden kendisine teklif götürülmediğini anlamamış olsam da, burada da rengarenk ruhunu yansıtmış oyunculuğuna!


...


Yarım kalmış kitap serilerini tamamladığım o aydayım!

Ezel, Monte Cristo Kontu olabilir mi?

Son birkaç aydır okuma planlarım çığrından çıkmış, yarım kalan serilerle öylece kalakalmıştım. Bu durumun çok tatsız olduğunu söyleyebilirim çünkü ben seriler arasına zaman koyunca biraz kopuyorum kurgulardan... Karanlık Prens Yolu serisinin son kitabını okuyarak seriyi tamamladım. Dün de Monte Cristo Kontu'nun II. cildine başladım, 200'lere geldim sayılır, tamamen Edmond'un kendisine yapılan ihanetin intikamına odaklanmış durumdayım. Umarım üzmez!😌

Monte Cristo Kontu'na ilk ciltte tek kelimeyle hayran kalınca, Ezel dizisinin de bu kitaptan esinlendiğini öğrenip, birkaç arkadaşımdan izleme tavsiyesi aldım. Dizi çekildiği yıla göre kötü bir dizi değil, özellikle oyuncu kadrosu bakımından son derece başarılı ancak ben Monte Cristo Kontu ile ayrı tutulması gerektiğini, kitaptan uyarlama değil, kitaptan esinlenme olduğunun vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Aksi halde Alexandre Dumas'a haksızlık olacağı düşüncesindeyim. Dizinin özellikle son bölümlerinde Ezel, işin tamamen reytinglerini yükseltmeye oynamaya başlıyor. Verilmek istenen mesajlar ve ulaşılmak istenen hedefler bakımından Ezel ile Edmond'un değerleri birbirinden çok farklı. O nedenle, Monte Cristo Kontu, Monte Cristo Kontu'dur demek istiyorum.💙


...


Blog terk edildi, Instagram mı kazandı? 


Yaklaşık 8 yıldır blog'dayım. Buralar, dönemin en prime dönemini yaşadı bence. Kişiler değişti, bir şekilde çark devam etti elbette ve dilerim buralar hiçbir zaman çorak topraklara dönmez. Ancak o yılların eğlencesi, heyecanı ve akışı çok daha başkaydı. O tadı hiçbir zaman bulamayacağımı biliyor, o güzel yazıları okumanın hasretini daima yaşayacağımı biliyorum. O nedenle buraları bırakıp giden arkadaşlarıma her fırsatta sitem etmeyi ihmal etmiyor olsam da, iyi yanından bakalım... Blog bana çoook güzel insanlar kazandırdı. Ancak devir, malumunuz... Çabuk tüketilebilen içeriklerin kölesi olduk biraz, sosyal medya uygulamaları bu anlamda kaçış noktası haline geldi. Ben fazla geleneksel biriyim galiba, buralar kadar mutlu olmadım hiçbir yerde var olmaktan. Hatta öyle ki bookstagram kullanan biri olarak, buraların da son derece amacından uzak olduğunu düşünüyorum. Artık bir kitabı sevmenin ve sevmemenin faturası kesilir oldu. Çok ilginç, edebiyat böyle bir şey değil oysa ki... Bazen aldığı ödüle hayret ettiğimiz kitaplar olmuyor mu? Kitap, biraz kişinin o kitaptan ne beklediği ile alakalıdır. Zaman, okuyucu üzerinde bir tarz oluşturur ve o tarza uygun okumalara yöneliriz. Bu nedenle, sakin olalım sevgili dostlar...😊O nedenle bir kitap hesabım olsa da, bu durumdan çok memnun olduğumu, büyük bir sevgiyle de kullanmadığımı söylemek yanlış olmayacaktır. Hesapta ufak ufak temizlik yapacak, daha life style tarzı bir hesap haline getireceğim sanırım. Postların okunduğuna da pek inandığımı söyleyemeyeceğim elbette. Ancak ne blog ne de Instagram hesabımı hiçbir zaman okunma/izlenme üzerine kullanmadım. Bu zaman içerisinde insan şevkini kırabilir çünkü. Ben tamamen kendime bir arşiv oluşturmayı, yıllar sonra o posta giderek neler hissettiğime bakmayı sevdiğim için var oldum bu mecralarda. O nedenle izlenme/okunma boyutuyla ilgili bir endişem, üzüntüm yok. Demem o ki, ben yıllar sonra yine elimde baston, gözümde gözlük, klavyede harfleri bin bir güçlükle arayarak, buralarda bir şey yazıyor olabilirim. Benden söylemesi...😁



Pazar Eki'nin bu haftalık sonuna geldiniz. 
Haftaya yeni ekte görüşene dek sevgiyle kalın!



Kaynaklar 

görsel-1: https://www.beyazperde.com/diziler/dizi-35957/fotolar-detay/?cmediafile=9001793348

görsel-2: https://www.beyazperde.com/diziler/dizi-27835/fotolar-detay/?cmediafile=21917134

görsel-3: https://www.beyazperde.com/diziler/dizi-9533/fotolar-detay/?cmediafile=19705220

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

copyright © liskablog.