Yapay zekalı blog mimi

 

Günümüzde artık yapay zekayı kullanmayanların sayısı oldukça azdır diye düşünüyorum. Teknoloji önce sosyal medya hesaplarını kattı hayatımıza, ardından da yapay zeka gibi çeşitli mantık algoritmalarını. Ben yapay zeka kullanmam gibi herhangi bir tabum olmadı ya da geleneksel bir bakış açım da yok ama bir noktadan sonra kullanmama şansınız da pek kalmıyor gibi. Artık şirketler, çeşitli iş sağlamalarını dahi buradan kontrol etmelerini istiyor çalışanlardan. Ucundan kıyısından bulaşıyorsunuz yani... Ben genelde acil bilgiye ulaşmam gerektiğinde ya da yemek fikirleri edinmek için çok sık kullanıyorum bu ara. Kesinlikle pratik ve çözüm odaklı. Eksikler çok fazla olmakla birlikte oluyor öyle şeyler, o kadar da hoş görmek lazım. En nihayetinde yapay! Duyguları yok ki yahu...😌 

Konuya dönecek olursak... Yıllar evvel buralar mim'lerle çalkalanırdı. Kendi aramızda bir mim'in peşinden belki 1 ay dolanır, onları okurduk. Şimdilerde iyice unutuldu. Bazen hatırlayıp özlüyorum da bu arada, o uyumu ve dengeyi bulmak mümkün müdür, bilemiyorum. Her neyse, sevgili Yine Bir Gün Biz Böyle blog'unun yazarı muazzam bir fikir atmış ortaya. Ben de şahsen Cem'den (yaşamdan yazılar) gördüm. Sonra tabii, katılmadan edemedim ve hemen yapmaya karar verdim. Aslında blog ziyaretleri yapıp, arkadaşlarımın yazılarına yorum bırakıp bilgisayarı kapatmak gibi bir planım vardı, şimdi yazımı hazırlıyorum işte! Ve çok mutlu oldum. İki arkadaşıma da hem mim'i başlattıkları hem de mim'i yapıp duyurdukları için teşekkür ediyorum, iyi hissettirdi💖

Gelelim yapay zekanın (ben ChatGPT kullanıyorum) beni nasıl resmettiğine! Şu an kendisiyle ne konuştuğuma dair bütün konular deşifre olmuş olacak ama olsun! Hahaha! Evet, ben iflah olmaz bir Sims4 oyuncusuyum, bunu kabul etmek lazım. Bazen oyunun bugları konusunda kendisinden yardım alıyorum, not almış belli ki ^^ Yanıldığı tek konu tatlı olmuş, ben tuzlu atıştırmalıkların hastasıyım ama sanırım dün doğum günüm için görsel hazırlatırken böyle kalmış aklında👻 Ve kitaplar ile mum ışığı konusunda %100 nokta atışı! Beni de tatlı resmetmiş sağ olsun, güzel görüyor, güzel çiziyor diyelim. 


Mim'e geç katıldım, o yüzden özellikle kimler etiketlendi takip etmem zor. Katılmak isteyen herkese açık bir davet bırakıyorum, çok sevgiler ve selamlar. 


Harlan Coben'in kitabı mini dizi oldu: Run Away


Bu ara kitaplardan uyarlama film ve diziler izlediğimi fark ettim. Özellikle kalemi başarılı, eserleri akıcı yazarların kitap uyarlamalarına ayrı bir ilgi duyuyorum. Harlan Coben'in kitabının diziye uyarlandığını duyunca da oldukça heyecanlandım ve oyuncu kadrosuna da tek kelimeyle bayılınca hemen izlemeye koyulduk. Oyunculuk kısmının altını çizmek istiyorum çünkü gerçekten her biri çok başarılıydı. Ayrıca aynı başarı, çekimlerde de görülüyor. Sanatsal bir seyir zevki sunduğunu söyleyebilirim. Harlan Coben kitabına yakışır bir çekim olduğunu söylemek mümkün.


Diziyi de sevmediğimi söylemem. Özellikle son bölümünü nefesimi tutarak izledim. İlk iki bölümü de keza aynı şekilde. Ancak ben dizinin gereksiz uzatıldığını düşünenlerdenim. 6 bölümde her şeyi rahatlıkla verebilmek varken neden 8 bölüme endekslenerek çekildi, bu kadar detayların içerisinde bunca zaman neden dolaşıldı hiç bilmiyorum. Kitapta bu kadar detay varsa, bu sırıtmaz çünkü kitaplar betimlemelere daha açıktır. Ancak dizide sürekli olarak gereksiz ayrıntılar içerisinde dolaşan bir kısır döngü varsa, bu izlerken sıkıcı olabiliyor. Özellikle bu film bir gerilim türüne aitse. İnsanlar daha çok heyecan, daha fazla merak bekliyor elbette. 

Filmin konusu da güzel bu arada. Son derece kötü alışkanlıklara sahip bir erkek arkadaş edindikten sonra yasaklı madde kullanmaya başlayan, giderek hırçınlaşan ve nihayetinde evden kaçan bir kız çocuğunun peşine düşen anne ve babanın kendi imkanlarınca belli izleri takip etmesini konu alıyor. Adaletin adilsizliğine de güzel bir vurgusu vardı. Ayrıca başrolde dedektif rolünde How To Get Away With Murder Wess Gibbins rolüyle tanıdığımız Alfred Enoch'u görüyoruz. Eh, biraz büyümüş tabii. Ama neredeyse rol aldığı birçok dizide olduğu gibi burada da olukça sinir bozucuydu😁Eğer polisiye, gerilim türlerinde bir şeyler izlemeyi seviyorsanız, uzunluğuna rağmen işleyiş ve oyuncular için izleyebilirsiniz. Orta bölümlerde biraz sıkıcılaşmaya başlasa da genel itibariyle güzel bir konusu ve vurucu bir sonu vardı diyebilirim.


Kaynak 

Görsellerin linki için tıklayınız.

Emily Henry'nin kitabı filme uyarlandı: Tatilde Tanıştığımız İnsanlar

Emily Henry, özellikle Kitap Kurtları kitabıyla oldukça popüler bir hale gelince bu yaz Tatilde Tanıştığımız İnsanlar kitabını okumayı planlamış ancak bir türlü denk getirememiştim. Hal böyle olunca ''yaz kitabı yazın okunur'' mottomdan da vazgeçemedim ve nihayetinde o yaz kitabının kış vakti filmini izledim! Nasılım ama?😄İşin aslı Dünya Klasikleri olsa muhakkak kitabını da okurdum ama üç aşağı beş yukarı konuyu verdiğini varsayarsak ayrıca kitabını okumam. Ancak filmi sevdim; sımsıcak, tatlı, sürükleyici bir konusu vardı. Bence romantizm açısından da biraz yoksundu, detaylar biraz yüzeyseldi ama izlerken sıkmadığı için izlenebilir listemde yerini aldı. Özellikle başrol oyuncularının karakterleri çok güzel kurgulanmıştı. Poppy tam bir çılgındı ve izlerken hep tebessüm ettirdi. Ancak ben ikisini ayrı ayrı çok beğenmeme rağmen filmde çok sevemedim. Bu yorumum tamamen görsel açıdan yaptığım bir yorum tabii. Bir şey var sanki oturmayan ama ne, çözemedim. 

Film deli dolu, hayatı dolu dolu yaşamayı seven ve eğlenmeyi bile Poppy ile Poppy'ye nazaran daha sessiz ve kendi halinde olan Alex'in uzun yıllar her sene tatile çıkması üzerinden başlıyor. Ancak o tatillerin birinde yaşanan bir olay, onları bambaşka yollara sürüklüyor. Yıllar sonra tekrar karşı karşıya gelen Poppy ve Alex arasında bu ilişki bir yüzleşmeye kapı aralıyor. Film, arkadaşlıktan aşka trope'u, nefretten aşka daha çok sevsem de arkadaşlıktan aşka tropelarının da son derece sevimli olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Günün yorgunluğu ve hayatın kaosu derken 1-2 saat uzaklaşmak ve kafanızı dinlemek isterseniz izlenebilir bir film olacağını düşünüyorum. Her ne kadar çok daha iyi romantizm filmleri bulmak mümkün olsa da Emily Henry imzalı bir kitaptan uyarlama olması ve oldukça sıcak bir konusu olduğu için izlenecekler listesine eklenebilir! 

 Kaynak 

Görsel linki için tıklayınız.

Cem Yılmaz bitmiş mi? CMXXIV Stand-up Gösterisi


Cem Yılmaz, çocukluğumdan bugüne popülerliğini hiç kaybetmeyen, bir şekilde kendi varlığını korumayı başarmış, bence son derece zeki ve olayları çok iyi çekip yakalayan komedyenlerden biri. GORA ve AROG dönemlerinde ise yıldızını tam olarak parlattı diyebilirim. Ancak ben Cem Yılmaz'ı kesinlikle stand-up gösterileriyle seviyorum. Hiç durmadan gülüyor, eğleniyorum. Filmlerinden aynı hazzı aldığımı söyleyemeyeceğim. Muazzam kadrolarla karşımıza çıkıyor, sıkmıyor ve eğlendiriyor evet ama yüz kaslarım ağrıyana kadar gülmek istiyorsam adresim belli; stand-up gösterileri. 

Yılbaşında Netflix'e CMXXIV gösterisi gelince, yeni yılı kendisini izleyerek girmeye karar verdik. Bence ALDIĞIMIZ EN İYİ KARARDI. Kendisinin de gönderme yaptığı ''Cem Yılmaz bitti mi?'' sorularına ''ne bitmesi, daha yeni başlıyoruz'' cevabını verdiği bir gösteri olmuş. Son derece zorlu, inaktif bir seyirci kitlesine rağmen o kadar profesyonel bir gösteri çıkarmış ki, hayran kaldım. Gündemi, gündemin popüler olaylarını öyle nüktedan esprilerle ortaya koydu ki, bittiğinde gerçekten yanaklarım ağrıyordu. Gösteriden kısa bir süre sonra sosyal medya platformlarında 35+ yaş üstü kadınlara hakaret ettiğine dair bir linç akını oluştu. Gösteriyi izleyen ve kadınlara karşı tutumlar konusunda oldukça hassas biri olarak söylemlerin böyle bir amaç taşıdığını hiç düşünmedim, hala da düşünmüyorum. Ama sanırım Cem Yılmaz'ın kaderi de bu...😊Ben şahsen çok keyif aldım ve kesinlikle tavsiye ederim!




Kaynak
Görsel linki için tıklayınız.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Copyright © liskablog. Blog Design by SkyandStars.co