Anılar ve sonlar #HisliSohbetler4

Ben sokak kültürünü iliklerine kadar yaşayan, yazın gece 12'ye kadar sokaktan çocuk seslerinin eksik olmadığı o yılların çocuğuyum. Kan ter içerisinde koştuğumuz, sesimiz kısılırcasına oynadığımız, komşumuzun kapısında su içtiğimiz o yıllara ait hep çocukluk anılarım. Ben salçalı ekmekle büyüdüm, 25 kuruşa satılan cipslerden alıp kaldırımla heyecanla onları yiyerek, gazlı içeceklerde boğazım yanarak, saklambaçta saklanırken çamlağı çömleği patlatmak için üstlerimizi değiştirerek, fırından dönerken ekmeğin ucunu kemirerek, dışarı çıkmak için izin alamayınca camdan cama arkadaşlarımıza ''arkadaşııııım'' diye seslenip cama çağırarak, bir şişe suyu bilmem kaç arkadaş aramızda bölüşüp içerek büyüdüm... Eve gelince kirden kararmış dizlerim, ellerimi yıkadığımda akan simsiyah kire gülümseyen yüzüm... Mutlu bir çocuk olarak büyüdüm. Apartmanlara saklanmaktan korkmadığımız, komşumuzun evine kendi evimizmişçesine girip çıkabildiğimiz, arkadaşlarımızdan birinin annesi kek veya börek yaptığında bizi çağırdığında hiç düşünmeden koşa koşa gittiğimiz o çocukluğumuz... O yıllara duyduğum özlemi anlatacak hiçbir kelime bulamıyorum bazen, ne söylersem söyleyeyim, nasıl anlatırsam anlatayım sanki hep eksik kalacak gibi. Komşumuz marketten aylık alışveriş yaptığında, her birimize bir poşet vererek taşımasına yardım ettiğimiz o günün sonunda çikolata ile ödüllendirilen bizler, şimdiki çocuklara bunların güzel ve güvenli alanlar olduğunu nasıl anlatabiliriz ki? 

O yıllarda kötülükler bu kadar aleni mi değildi, insanlar kötü olmaktan mı korkuyordu yoksa artık dünyanın çivisinin çıktığı o yıllara mı geçiş yaptık hiç bilmiyorum. Benim çocukluğumda çok net hatırlıyorum, kaçırılan çocukların organ mafyalarının eline geçtiği söylentisi çok yaygındı. Bunun için sıkı sıkı tembihlendiğim yılları hatırlıyorum da, tanımadığım sokaktan geçerken belimi toplar, hırkama sarınırdım iyice. Kendimce organlarımı saklardım yani... Bu kadar masum kalabildiğimiz yıllar, bugünle aynı mı sahiden? Oysa kötülük hep vardı, kötü insan hep vardı. Acı, ölüm, ayrılıklar, hastalıklar... Hepsi vardı. Ama dünya daha yaşanabilir, duygular daha katlanılabilirdi. Bugün acılar bile acının çok ötesinde, çok acımasız... Biz de kayıplar verdik zaman içerisinde... Hastalığa yakalanıp, kazaya karışıp bu hayattan çok erken ve zamansız giden arkadaşlarımız da oldu... Hayatının rotasını yanlış çizip, zorlu bir hayatın içerisinde yitip giden de... Ama bir şekilde kurtardık kendimizi, bir şekilde bu yaşlara ulaştık. Hayat bizi farklı şehirlerde farklı hayatlara yönlendirdi; kimimizi iş kimimizi evlilik için derken... Şimdi yine de o anıların çatısı altındayız. Ben çocukken bayram ziyaretlerinde eski bayramları, eski yılları yad ettiklerinde şaşırır bu güzel günleri neden beğenmediklerini düşünürdüm. Şimdi aynı cümleleri kuran ben anlıyorum ki her nesil, her dönem biraz daha yokuş aşağı gitmiş her şey. Her şey diyorum çünkü bozulan, yıpranan, değişen o şeyin tam olarak ne olduğunu ben de bilmiyordum. 

Şimdi tüm bunlar nereden çıktı, değil mi? Tüm bunlar benim tüm bu çocukluk anılarımın geçtiği sokakta, hatta o apartmanda komşumuz olan, annemin en yakın arkadaşlarından biri olan komşumuzun vefatını öğrenmemden çıktı. Yukarıda bahsettiğim o anıların içerisinde yer alan herkesin yavaş yavaş dünyadan ayrıldığını fark ettim. O günlere dair cümlelere ''rahmetli'' diye başlar oldum. Şimdi böyle anlatınca çok yaşlanmışım gibi düşünülmesin, mesele yıllar, yaşlar değil. Hayatın akışı, zamanın değişimi aslında. Nereden öğrenmiştim hatırlamıyorum, ilkokula başlamadan evvel el hareketi çekmeyi öğrenmiştim. Sokakta kızdığım arkadaşlarıma çat çat el hareketi çekiyordum. Komşumuz da genelde camda sigara ve çay içer, hava alır bizi izlerdi. Görmüş tabii, göz göze gelince bana parmağını sallamıştı. İnanır mısınız, o kadar utanmıştım ki, o duygumu hala çok net bir şekilde hatırlıyorum. Bunun üzerine el hareketi yapmadan evvel önce camı kontrol eder, kendisi orada yoksa... Malum, çocuk inadı işte😁 Şimdi nasıl olduğunu hatırlamıyorum, sanırım yazlıkta kavga ettiğim bir çocuğa da aynı hareketi yaptığım için, bizimkiler o kadar kızmıştı ki bana. Ben pek yaramaz bir çocuk da değildim o yüzden bu durum onları o kadar şaşırtmış ve kızdırmıştı ki, tatilin 1-2 günü bana neredeyse zehir olmuştu😀Buna çok üzüldüğüm için de bir daha böyle bir şeye hiç yeltenmedim. Eh, doğruyu da, yanlışı da, iyi ve güzeli de böyle böyle öğrendik işte bizler de. Böyle büyüdük... 

Şimdi içimde buruk bir tebessüm, özlemle anıyorum o anları... Onlara gittiğimizde her zaman dolabında bulunan o soğuk sudan kana kana içtiğim o günleri... Kısırı, keki ve böreği ile her seferinde önüme güzel tabaklar koyduğu o günleri hiç unutmak istemeyerek kazıyorum her seferinde hafızama. Ve üzgünüm... Hayatın bir döngüden ibaret olmasından ötürü, hep bir sonun olmasından, bizim çocuk kalmayışımızdan değil belki ancak büyüklerimizin yaşlanıp yolcuğu tamamlamasından ötürü... Çünkü özlem böyle bir şey. 


Hiç unutmadığım ve her zaman seveceğim, mahallemizin huysuz, tahammülsüz ama yine de güzel kalpli komşusuna...


                                                             rahmetle ve  sevgiyle, 
                                                            Liska



1 yorum:

  1. Her şeye rağmen komşu teyzenizi ne güzel hatırlıyorsunuz. Bir anılar yumağını çözmeye başladığımızda her şey birbiri ardınca geliyor. "Bugün acılar bile çok acımasız " dediğiniz o cümle ve ondan birkaç cümle öncesi her şeyin özeti gibi. İçtenlikle katılıyorum.
    Tüm kayıplarımızı rahmet ve saygıyla, sevgiyle anıyorum.

    YanıtlaSil

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

copyright © liskablog.